Bunları da Okuyun

    Anadolu Şiiri – Mehmet Emin Yurdakul

    29 Aralık 2021

    Müfredât 108 Şiiri – Aziz Mahmud Hüdayi

    29 Aralık 2021

    Annacığım Gelen Gelin Şiiri – Karacaoğlan

    29 Aralık 2021

    Garip Kişi Şiiri – Cahit Sıtkı Tarancı

    29 Aralık 2021

    Âgâz-ı Gazeliyyât 227 Şiiri – Agah

    29 Aralık 2021

    Ağlamanın Vakti Geçti Şiiri – Karacaoğlan

    29 Aralık 2021

    Gece Şiiri – Victor Hugo

    29 Aralık 2021

    Geçmiş Yazdan Şiiri – Necati Cumalı

    29 Aralık 2021

    Sone 10 Şiiri – William Shakespeare

    29 Aralık 2021

    Duvar Arkasında Şiiri – Ingeborg Bachmann

    29 Aralık 2021
    Facebook Twitter Instagram
    Facebook Twitter Instagram
    Şiirhane
    • Anasayfa
    • Dönemler
      • Cumhuriyet Dönemi
      • Yedi Meşaleciler
      • Fecr-i Ati Topluluğu
      • Garipçiler (1. Yeni)
      • Halk Edebiyatı
      • İkinci Yeniciler
      • Milli Edebiyat
      • Öz (Saf) Şiir Dönemi
      • Tanzimat Edebiyatı (1. Dönem)
      • Tanzimat Edebiyatı (2. Dönem)
      • Tekke ve Tasavvuf Edebiyatı
      • Toplumcu Gerçekçi Şiir Dönemi
      • Servet-i Fünun Edebiyatı
    • Yabancı Şairler
    • Rastgele Şiir
    • İletişim
    Şiirhane
    Anasayfa»Yabancı Şairler»Bejan Matur»Her Taş Bir Kelime Şiiri – Bejan Matur

    Her Taş Bir Kelime Şiiri – Bejan Matur

    Bejan Matur- Bejan Matur
    Telegram VKontakte Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Email WhatsApp
    Paylaşın
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Şiirlerimin hiçbir eskizini yok etmiyorum. İlk defter halinden son dosyalanmış haline kadar, arada defalarca yeniden yazılan şiirleri tutuyorum. Şiirin hikâyesini bütün bu yazılanlardan daha iyi o arşiv anlatır çünkü!

    Bir şiirin hikayesini yazmak, şiirin gelişini yazmaktır. Gelir çünkü. Bir sestir başlangıçta. Çağırır… Çağırmakla kalmaz, ruhu ele geçirir. Gelen sesin ne söylediği size de açıklanmış değildir. Bir perdeyle var olur. Ruhuna gireceği şairi derinliğine çağıran büyük vakum. O vakumdan hangi harflerin aktığı, hangi kelimelerin size yağdığı hiçbir zaman bilinemez. O nedenle bir şiirin hikayesini yazmak, sesin hikayesini yazmaktır. Sesin gelişini, esir edişini…

    Çünkü şiir başlangıçta sadece sestir. Kelimeleri yoktur. Anlam yoktur. Kağıt kaleme sahipsem bana kelime olarak görünen şeydir… Bu nedenle beş kitabın sonuncusundan başlamak istedim. Çünkü diğerlerine hiç benzemeyen bir kuvvetle geldi. Bir göktaşı gibi aktı ve düştüğü yerde büyük bir krater açtı. Bir ses krateri. Ve ben o kraterde bulduğum sesleri kelime yaparak taşa dönüştürdüm yeniden. Aslına dönüştürdüm yani. Sonsuzluktan süzülmüş küçük siyah taşlar. Parlaklığı ile kalbin sonsuzluğa ait olduğuna işaret eden…

    Duyduğum sesin peşinden gittim

    Bir ses duyduğunuzda o sesin nereden geldiğini hissedersiniz. Bir yönü vardır. Bana görünen bir şehirdi; Urfa’ya gittim ilkin. Duyduğum sesin peşinden gittiğimi orada daha çok anladım. İbrahim Peygamber’in dergâhında oturup kelimeleri bekledim. Geldiler… Diğer şiirleri de getiren bozkır manzarası perdeleri açtı önümde. Büyük bir hayret ve büyülenmeyle taşlarla konuşmaya başladım. Her taş bir kelimeydi. Orada anladım…

    Soğmatar’da bir gün hatırlıyorum; yalın ayak tepeleri yürüyorum. Şiir zaten yürürken gelirdi… Tepeleri bir zar gibi örten taşlara basarken duyduğum sesler bir senfoninin notaları gibi zihnimde belirmeye başladı. Bir yapı kurmak o anda mümkün değildi belki ama heybemde hep taşıdığım kağıt, kalem yardım etti.

    Bazen duyduğum bir ses o kadar yaklaşıyordu ki, kelime oluyordu. Benden doğumunu isteyen kelimeler, dizeler bir bir kağıda düşüyordu. Nefesimi kesen bir hızda yazıyordum. Bazen yorulacak kadar çok. Bir kaya kovuğunda, dağın gölgeli bir yüzünde, bir nehir kıyısında olmak fark etmezdi. Kelimenin beni durdurduğu her yerde durdum. Şiiri kaydetmekle görevliydim sanki. Bu görevin beni iyileştiren bir şey olması, devam etmemi sağladı. Şiir ağıt değil miydi zaten?

    İlkinde on gün kaldım; İbrahim’in yurdunda İbrahim’le bir konuşma başlatmak, sürmekte olan o konuşmaya dahil olmak için. Aksi zaten mümkün olamazdı. O çağrıya kulak vermeyen biri, zihin akışını bozacak serüveni göze almış demektir! Sonra İstanbul’a döndüm. Evime… Ama İstanbul ev değildi artık. İstanbul’da duyamadığım o ses beni geri çağırdı. Tekrar gittim. İkinci defa. Ama bu kez sesin coğrafyası genişlemişti. Daha ileriye gitmeliydim. Karacadağ’ın taşlarını aşarak Diyarbakır’a gittim. Diyarbakır’da Kervansaray Otel’in avlusunda otağ kurdum. Orada günler geceler boyu şiiri dinledim.

    Kervansaray’ın avlusunda sabahladığım gecelerde, şiir gökyüzünden yağmaya başlamıştı sanki. Taşa bakıyorum şiir, güle bakıyorum şiir, servi ağaçlarına bakıyorum şiir. Şadırvanda akan su şiir. O avluda duyduğum sesleri başka hiçbir mekânda o kadar güçlü hissetmedim.

    Daha sonraları Kervansaray’ın eski adının “Deliller Hanı” olduğunu öğrendim. Delil, rehber demekmiş. Hacca giden yolculara rehberlik edenlere verilen ad. Hac yolcularının toplandığı bir durakmış Kervansaray. Güneye doğru yola çıkmadan konakladıkları, iyi dileklerini, huzurlarını bıraktıkları bir avlu. Oradaki huzur başka neyle açıklanır? Defalarca gittim geldim. İstanbul’a gitmek üzere bindiğim uçakta durmadan yazıyordum. Ama İstanbul’a iner inmez kesiliyordu. Tek kelime yazamıyordum.

    Tekrar doğuya gitmek üzere yola koyulduğumda yine başlıyordu. Böylece iki ay boyunca gidip gelerek o sesi tamamladım. Daha doğrusu ses tamamlandığını bana gösterdi. Şiirin duvarı kalındır. Ardında ne var, çok göstermez. Duvar çekildiğinde neyi gizlediğini fark etmezsiniz artık. Böylece şiir kapandı. Elimde koca bir defter vardı. Ama diğer kitaplardaki gibi işçiliği uzun sürecek şiirler değildi. Dize yapısı akan bir formda, kısa oluşmuştu. Alt alta sırlanan kısa dizeler. Neredeyse bitmişti.

    Ben şiirde seçmeye önem veririm. Çünkü vazgeçtiklerimizin bizi daha çok anlattığına inanırım. Bizi anlatan, sahip olduklarımız değil, vazgeçtiklerimizdir. Ne kadar çok kelimeden vazgeçersem, şiire o kadar çok yaklaşmış olurum diye düşünürüm hep. Bilemiyorum. Terki terk’e varmak isteği belki de! Şiiri bu bakımdan heykele benzetirim. Ekleme değil, eksiltme yaparım üzerinde. Yeniden yazdığım yahut eklediğim çok nadirdir. Yazım süreci bitince, nelerden vazgeçeceğim ilk okumada kendini az çok belli eder. İkinci okumada daha da netleşir. Böylece ilk okumalardan kalanlar kağıda geçirilir. Şiiri defterden kurtarıp beyaz bağımsız bir sayfada görmek önemli. Çünkü şiir, sükûnetini o aşamada kazanır. Kendi başına ne olduğunu o sayfada gösterir. Kağıtta gördüğüm şiirin hangi sıralama ile kitaba yerleşeceğini az çok bilirim. Yazılış ritmi, yerini az çok işaret eder çünkü. Şiirler yerlerini bilerek gelirler.

    İbrahim kitabında şiirlerin işçiliği uzun sürmedi. Sadece sıralama ve bölümleme konusunda çalışmam gerekti.

    İlk düzeltme, eksiltmelerden sonra daktiloda temize çektim. Daktiloda yazılmış halini beyaz kağıtlara geçirirken şuna dikkat ettim; ses nerde kapanıyor, imge kendi mantığını nerede oluşturuyor. Şiiri kendi sükûnetine bırakmak için ses nerede kapanıyorsa ve söylenen imgenin mantığı nerede tamamlanıyorsa orada kestim. Bundan sonraki aşama şiirlerin sesli okunmasıydı. Günün farklı saatlerinde, okumalar yaptım. Bazen sabah erken uyanıp yüksek sesle okuduğum oldu. Çünkü şiirin henüz gün doğmak üzereyken algılanışıyla gün ortasında yahut akşam algılanışı farklıdır. Bazen sevdiğim bir dizeden, günün başka saatlerindeki bir okumada hiç hazzetmediğim için elediğim oldu.

    Şiirlerin hikâyesini anlatan arşiv

    Son görevim sıralamayı yapıp, şiirlere başlık bulmak. Daha doğrusu başlıkları beklemek; çünkü isim günü vardır. Bazı şiirlerin adı önden gelir. Fakat çoğunun adı isim gününde zuhur eder. İsim için rüyaya yatmak gibi. O günü/günleri genelde hissederim. Böylece kitabın adını da koyacak bir isim halesi oluşur. Bütün o aşamaları geçen şiirleri bir dosya haline getirdikten sonra, şiir duygusu gelişmiş ama şair olmayan tanıdıklarıma okuturum. İbrahim kitabının dosyası hazırlandığında okumak üzere verdiğim herkesin bir solukta bitirdiğini gördüm. Ara vermeden süren o okumalar, ses dışında, akışı da çözdüğüm konusunda bana güven vermişti. Böylece çok da bekletmeden dosyayı yayıncıma ulaştırdım. Yayıncım şiirlerin tamamından etkilenmişti. Diğer kitaplarda olduğu gibi İbrahim’in Beni Terketmesi dosyasına da, yayıncıma iş bırakmayacak şekilde hazırlandım. İşimi tam olarak bitirip öyle sundum. Bu anlamda editoryal bir destek almıyorum.

    Tabii bir de okuru kitaba çağıracak olan kapak var; kapak işin tek kolektif ve keyifli yanı. İbrahim şiirlerinde dolaşan kaplanı yayıncım hissetmişti. Bana “Bir kaplan gördüm ve bence kapakta o kaplan olmalı.” demişti. Somut bir kaplan tasviri yerine stilize, soyut çizgiler düşündük. Zaten şiirde de kaplanların çizgilerinden söz ediliyordu. Böylece kapak tamamlanmış oldu.

    Şiirlerin ilk halinden, kitap olana kadar geçirdikleri evrimi yaşamış ol
    mak bana fazlasıyla ilginç gelir. Şeyleri biriktirmeyi sevmediğim halde, bir gün başkalarıyla da paylaşmak üzere, hiçbir eskizi yok etmiyorum. İlk defter halinden son dosyalanmış haline kadar, arada defalarca yeniden yazılan şiirleri tutuyorum. Şiirin hikayesini bütün bu yazılanlardan daha iyi o arşiv anlatır çünkü!

    Bejan Matur şiirleri Her Taş Bir Kelime Şiiri - Bejan Matur Her Taş Bir Kelime Şiiri - Bejan Matur şiiri
    Paylaşın Telegram VKontakte Facebook Twitter Tumblr WhatsApp

    Yazarın Diğer Şiirleri

    Veda Şiiri – Bejan Matur

    Dua Şiiri – Bejan Matur

    Buzul Şiiri – Bejan Matur

    Büyücüm Şiiri – Bejan Matur

    Bozkırda Şiiri – Bejan Matur

    Boğulma Şiiri – Bejan Matur

    Bunları da Okuyun

    Elde Var İnsan Şiiri – Ahmet Selçuk İlkan

    28 Aralık 2021

    Ömrüm Diyorum Şiiri – Ahmet Telli

    28 Aralık 2021

    Kanto XII Şiiri – Ahmet Ada

    29 Aralık 2021

    Ayrılık Havası Şiiri – Abdurrahim Karakoç

    28 Aralık 2021
    Bizi Takip Edin
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    Çok Okunanlar
    Seyrani

    Merhemlerin Telef Etme Tabibim Şiiri – Seyrani

    Seyrani

    Merhemlerin telef etme tabibim Yaralarım kabul etmez em benim Tecelliden böyle imiş nasibim İşim gücüm…

    İnanmanın Ettikleri Şiiri – Alper Gencer

    29 Aralık 2021

    Tan Yeri Atmadan Şafak Sökende 1 Şiiri – Köroğlu

    29 Aralık 2021

    Geceleyin Kırda Şiiri – Ahmet Telli

    28 Aralık 2021
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Şiirsiz kalmayın!

    İletişim: [email protected]

    Şiirler

    Yaz Gelip De Beş Ayları Doğunca Şiiri – Aşık Veysel Şatıroğlu

    29 Aralık 2021

    Sultaniyegah Sirto Şiiri – Uğur Arslan

    29 Aralık 2021

    Nice Sizin İçin Olurum Mecnun Şiiri – Ruhsati

    29 Aralık 2021
    Etiketler
    Karacaoğlan şiirleri Agah şiirleri Aziz Mahmud Hüdayi şiirleri Pir Sultan Abdal şiirleri Ruhsati şiirleri Ahmet Selçuk İlkan şiirleri Necip Fazıl Kısakürek şiirleri Abdurrahim Karakoç şiirleri
    Facebook Twitter Instagram
    • Anasayfa
    • İletişim
    © 2026 Şiirhane.
    Tüm hakları edebiyatın birbirinden kıymetli şairlerine aittir.

    Aradığınız şair veya şiirden birkaç kelime yazın.