Gün doğar. Her gün hikmet ve mânâdan uzak iş görürüm. Gözümü
kırpamam gece boyunca, uyuyunca da korkulu rüya görürüm.
Yok yanımda gerçek dost, olsa da onu yabana görürüm.
Bilmem araştırmayı, ancak yüzlerde maske görürüm
Bitti bende îmân, merhamet, şefkat, muhabbet;
Bağlı kurbanlık gibi, kızıl kan, et görürüm.
Hayatımın soğukluğundan dondu ruhum, katılaştı gönlüm;
Dünyanın her tarafını, zemherirle çevrilmiş görürüm.
Kışın uçan kelebekler gibi görünür kızlar bana; Niçin
gezerler, derim, onları lüzumsuz bir renklilik olarak görürüm.
Yere sağlamca basarnam, ayağımın altını yumuşak görürüm.
Ey ölüm! Ben sende, keder ve sevinç görürüm.
Çıkamaz dışarı mânâlar, kurumuş gönül ırmağı;
Boş kalan yatağını, yokluk çukuru, bataklık gibi görürüm.
Yok kurtuluş, dikkatini çevirsem de kendimden başkalarına;
İslâm ‘in vücûdunda kuzgun, Kabe ‘sinde put görürüm.
Sâdece böyle bir hastalık mı, Oblomov türbesi mi?
Günden güne benzim solsa da, ruhumda neden yokluk görürüm?
Hastalık ruhun gömleği. Vücûdumu devanın türlüsüyle
Hergün yamarım, ertesi gün yine, yırtık görürüm.
Vardı, yalnız kalıp, şiirle avunduğum zamanlarım;
Şiirin yansında artık, göğsümü tutup öksürürüm.