Bunları da Okuyun
Dönemler
Başımdan bir kova sevda döküldü Islanmadım, üşümedim, yandım oy! İplik iplik damarlarım söküldü Kurşun yemiş güvercine döndüm oy! Yağmur yorgan…
Sırat’tan incedir sevda köprüsü Beraber geçelim tut ellerimden. Niyet ak güvercin, vuslat gökyüzü Beraber uçalım tut ellerimden. Gönüldeki birlik kalkandır…
“Unutmak kolay mı? ” deme Unutursun Mihriban’ım. Oğlun, kızın olsun hele Unutursun Mihriban’ım.Zaman erir kelep kelep.. Meyve dalında kalmaz hep.…
Kara gözlüm bu ayrılık yetişir, İki gözüm pınar oldu gel gayrı. Elim değse akan sular tutuşur İçim dışım yanar oldu…
Gölgesinde otur amma Yaprak senden incinmesin. Temizlen de gir mezara Toprak senden incinmesin.Yollar uzun, yollar ince Yol kısalır aşk gelince…
Sarı saçlarına deli gönlümü Bağlamışlar, çözülmüyor Mihriban! Ayrılıktan zor belleme ölümü Görmeyince sezilmiyor Mihriban! Yâr deyince kalem elden düşüyor Gözlerim…
Güneş yükselmeden kuşluk yerine Bir adam camiden döndü evine Oturdu sessizce yer minderine Kızı “Bayram” dedi, yalın ayaklı Adam “Bayram”…
Gitmişti makama arz-ı hâl için ‘Bey’ dedi, yutkundu, eğdi başını. Bir azar yedi ki oldu o biçim.. ‘Şey’ dedi, yutkundu,…
Sen bizim dağları bilmezsin gülüm, Hele boz dumanlar çekilsin de gör. Her haftası bayram, her günü düğün, Hele yaylalara çıkılsın…
Yangınlar alevinden geçip de gelen dost Yanar olmuş yüreğin nar olmuş lilişan Sen insansın sen insansın sen insansın sen insan…
bu ağır soluklu adamlar işçi olacaklar dudakları yanık kötü cıgaralardan avuçlarının dibi delinmiş ayakları yere heybetle basıyor birileri gümüşhâne’den birileri…
fırat rüzgâra karşı aktığı zaman suyun yüzü telâşlı bir korkuyla ürperir atmaca kayalıklarında poyrazın yalçın soluğu dökülür sığırcıklar çıplak kavaklardan…
yeryüzüne başka bir yıldızdan inmiş gibi yabancılar meşin ceketleriyle çarşıda konuşmaları başka türlü cıgara içmeleri değişik gülüşleri ve bakışları da…
ıslak bir otomobil sabah karanlığında seni kaybedilmiş bir oyuna iletirken inadın nagant gibi koltuğunun altında oynamakta direnmek ne demek düşündün…
Basmane’de Gaziler Caddesi’ne küçük bir yağmur götürdüm siz böyle akşamüstü görmedinizgizlice bir şarap tuttum yine o şehir korkusu ola ki…
kurtalan treni’nde unutulan bir kız çocuğu yıllardan kimbilir dokuz yüz kırk üç müdür sürdürür ömrü boyunca başladığı yolculuğukurtalan treni’ni sanki…
ne büyük bir yalan bu şehir karşı sahil yağmur bulutları ışıklar üstüne teyellenir bir yanılsamanın ışıkları epeyce titrek hicranlı sarı…
usul usul karanlıkta kürtçe konuştular ağaç suratlı iki adam kurt olduklarını bilmiyordum ne dediklerini anlamadım birdenbire konuştular dağların umum susmuşluğunda…
görünmez camlara mı çarptım dalgınlığın aynasında o akşam bambaşka bir şehre uçacaktım yıldız yağmurundan sırılsıklam yalnızlığımda o kadın bekliyordu
1. gecenin karanlığında uzun adamlar yanlış bir yağmurun iplerine dolaşmış daha yanlış bir yalnızlığa doğru gidiyor senin beklediğin gemiler hiç…