Bunları da Okuyun

    Abbas Şiiri – Cahit Sıtkı Tarancı

    29 Aralık 2021

    Sular Akar Ağ Irmaktan Şiiri – Karacaoğlan

    29 Aralık 2021

    Elestü Bezminde Saki-i Kudret Şiiri – Seyrani

    29 Aralık 2021

    Boş Bıraktın Şiiri – Ahmet Selçuk İlkan

    28 Aralık 2021

    Sivaslı Karınca Şiiri – Fazıl Hüsnü Dağlarca

    29 Aralık 2021

    Güzel Şey Şiiri – Mahzuni Şerif

    29 Aralık 2021

    Karanfil Şiiri – Ahmet Haşim

    10 Eylül 2025

    Acaba Şiiri – Nail Abbas Sayar

    29 Aralık 2021

    Yağmur Yağınca Durmaz Duası Şiiri – Alper Gencer

    29 Aralık 2021

    Bilmiyor Şiiri – Murat Çobanoğlu

    29 Aralık 2021
    Facebook Twitter Instagram
    Facebook Twitter Instagram
    Şiirhane
    • Anasayfa
    • Dönemler
      • Cumhuriyet Dönemi
      • Yedi Meşaleciler
      • Fecr-i Ati Topluluğu
      • Garipçiler (1. Yeni)
      • Halk Edebiyatı
      • İkinci Yeniciler
      • Milli Edebiyat
      • Öz (Saf) Şiir Dönemi
      • Tanzimat Edebiyatı (1. Dönem)
      • Tanzimat Edebiyatı (2. Dönem)
      • Tekke ve Tasavvuf Edebiyatı
      • Toplumcu Gerçekçi Şiir Dönemi
      • Servet-i Fünun Edebiyatı
    • Yabancı Şairler
    • Rastgele Şiir
    • İletişim
    Şiirhane
    Anasayfa»Nurettin Durman»Şehir Efsaneleri Şiiri – Nurettin Durman

    Şehir Efsaneleri Şiiri – Nurettin Durman

    Nurettin Durman- Nurettin Durman
    Telegram VKontakte Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Email WhatsApp
    Paylaşın
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Yağmurda yürümek yüzünden oldu bütün bunlar
    Islanmış kirpiklerinden başlayan gözlerindeki ışıltı
    Hayatı anlamlı kılan halinden memnun bir işaretle
    Şehre bir münadi geldiğinde açardı kendini ancak.

    İçi kıpır kıpır olunca insan seviyor yağmuru elbet
    Seviyor sevdiğiyle yürümüşse yağmurda eğer
    Yalnız sokaklar alıp götürür kaygısız bir cesaretle
    Sokak lambalarının cılız ışığı altında yürüyen
    Ne ki kalbinin atışlarını raptedecek ne varsa
    Sermest bir bakışla buluşturan hesapsız geceden.

    Şehir dedim, havasını soluduğum, suyunu içtiğim
    Sokaklarını arşınladığım hasretini çektiğim ey
    Sevgiliyi bir çarpıntı olarak içime çökerten kaderim
    Burada bir yağmurdan söz etmek az gelecek elbet
    Elbet kızıl bir şafaktan çıkaracak başını güneş
    Doğacak oradan başağın anası olan tohum.

    Yüzünde bir masumiyet halkasının zikri varken
    Göründüğünde zevalin olduğuydu vaktin adıydı
    Adına kurban olunandı, kerbelaydı, acıydı, yalnızdı
    Rabbinden alandı gücünü; gücünü bağışlayandı
    Yıkılaydı saraylar, yıkılaydı gönüldeki korkular
    Kanardı toprağın kanı; kanardı gönüldeki yaralar
    Hüzün çökerdi yüzlerine hemen ağlaşırdı kadınlar
    Kadınlar ki evet onlar bir çağı tutarlardı göğüslerinde
    İnanan kadınlardı aşkı masumiyet cilvesinden çıkarıp
    Apaçık sunarlardı semaya, yeryüzüne, alemin alnacına
    Ki korku bile tutamaz olurdu erkekleri yere düşerken.

    Bunu ızdırap veren bir edayla söylüyorum; üzgünüm
    Başımda kavak yelleri estiğinde farkında olmadan
    Şiir gibi bir kapıdan girerken hayli çetin bir işin
    Üstesinden nasıl gelebilirim diye düşünmemiştim
    Üzgünüm; isteyerek olmadı hırçın olduğum günler
    Üzgünüm; aşkın kapısında beklemekten yoruldum.

    Su bile vermediler ihanetlerini haykırdılar adeta
    Toprağa düşen kan mübarek bir hayatın içinden
    Öyle yazık oldu ki yazıldı bir defa gönül defterine
    Artık kıyamete varır gene de dinmez bu gözyaşı
    Bunu şehire dedim. Beni sakladığında gözlerinden
    Gözyaşı olarak aktım da kimseler farkına varmadı
    Şehirlerin anası bildi yalnızca çaresizliğimi
    Yalnızca sığındığım yalnızlıkta kaldı hasretim.

    Bunu aşkın yangınında gördüm ateşi gördüm
    Dönüşü olamazdı artık çıkılmıştı yola bir defa
    Burada aşk masum bir yakarıştan doğmuştur
    Hüznün sadağında bekleyen öyle bir sabırdır ki
    Arşı âlâya yükselmiştir lahuti inleyişleriyle
    Ağlayan kimdir gönlü viran olan kim?

    Kendini fenaya buladı da yok oldu sanki deryada
    Cismi varken meydanda kendi bildi kendini
    Erdi makamına ancak öyle buldu kendini
    Ki anılsın kıyamete kadar ismi dünyada.

    2 ekim 2006 – 23:14

    Nurettin Durman şiirleri Şehir Efsaneleri Şiiri - Nurettin Durman Şehir Efsaneleri Şiiri - Nurettin Durman şiiri
    Paylaşın Telegram VKontakte Facebook Twitter Tumblr WhatsApp

    Yazarın Diğer Şiirleri

    Eylül Oluyor Kalbiniz Şiiri – Nurettin Durman

    Artık Gülümse Şiiri – Nurettin Durman

    İşgalci Dünyayı Rahat Bırak Şiiri – Nurettin Durman

    Burası Biraz Karışık Şiiri – Nurettin Durman

    Direnirsek Eğer Şiiri – Nurettin Durman

    Ölüler Şarkı Söylemez Şiiri – Nurettin Durman

    Bunları da Okuyun

    Dinde Reform Hastalarına.. Şiiri – Abdurrahim Karakoç

    28 Aralık 2021

    Genelge Şiiri – Abdurrahim Karakoç

    28 Aralık 2021

    Gitmiyor Şiiri – Süreyya Berfe

    29 Aralık 2021

    Rıhtıma Dönüş Şiiri – Ümit Yaşar Oğuzcan

    28 Aralık 2021
    Bizi Takip Edin
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    Çok Okunanlar
    Köroğlu

    Bizim İller Çamlıbeller Şiiri – Köroğlu

    Köroğlu

    Mürveti çok Hakk’ın nazargahısın Bizim iller karlı dağlar aşkolsun Gerçek erenlerin seyrangahısın Bizim iller Çamlıbeller…

    Babamız Bir Gün Gerçekten Ölür Şiiri – Ali Ayçil

    29 Aralık 2021

    Hâtıra Şiiri – Necip Fazıl Kısakürek

    28 Aralık 2021

    Seviş Yolcu Şiiri – Cemal Süreya

    29 Aralık 2021
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Şiirsiz kalmayın!

    İletişim: [email protected]

    Şiirler

    Sunu Şiiri – İlhan Berk

    29 Aralık 2021

    Erciyes (Yükseğinde Namlı Namlı) Şiiri – Karacaoğlan

    29 Aralık 2021

    Başım Belada Şiiri – Yusuf Hayaloğlu

    28 Aralık 2021
    Etiketler
    Ruhsati şiirleri Agah şiirleri Aziz Mahmud Hüdayi şiirleri Pir Sultan Abdal şiirleri Karacaoğlan şiirleri Abdurrahim Karakoç şiirleri Necip Fazıl Kısakürek şiirleri Ahmet Selçuk İlkan şiirleri
    Facebook Twitter Instagram
    • Anasayfa
    • İletişim
    © 2026 Şiirhane.
    Tüm hakları edebiyatın birbirinden kıymetli şairlerine aittir.

    Aradığınız şair veya şiirden birkaç kelime yazın.