Bunları da Okuyun
Cumhuriyet Dönemi
Burada yağmur yağıyor Aralıksız yağıyor günlerdir Ama sen yine de şemsiyeni Almadan gel ilk otobüsle Buğulanan camlara usulca Yüzünü çiziyorum…
(Cemil Çakır hocaya)Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü Bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak…
F.E.S. ve öbürleri için Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da Uzun bir hastalık gibi Aralıksız dinlediğim alaturka…
Gün biter gülüşün kalır bende anılar gibi sürüklenir bulutlar Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır yarım kalan bir şiir belki de Aykırı anlamlar…
1Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen Kum taneleri var ya…
Yabanıl ot kokuları getiriyor bir rüzgar kıpırdatıyor sularıBelki sonbahar vurgun yapamayacak yol vermeyecek sularVe neşeli bir ıslık tutturmuş şimdi ova…
Gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider Bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında Yanlış adresteydik, kimsesizdik belki Sarışın bir şaşkınlık…
Mustafa Kemal’i düşünüyorum; Yeleleri alevden al bir ata binmiş Aşıyor yüce dağları, engin denizleri. Altın saçları dalgalanıyor rüzgârda, Işıl ışıl…
Böyledir akşamları İstanbul’un Bir efkâr basar içini çoğu zaman Çaresizliğin, yalnızlığın aklına gelir Hatıralar kayar gider avuçlarındanİçinde mevsimler değişir, aynalar…
Gitgide alışıyorum sana…. Hiçbir alışkanlık bu kadar güzel olamaz… Ellerin ellerimden uzaksa nasıl güçsüzüm bilemezsin… Yanımda olduğun zamanlar; sigara dumanı…
İç gıcıklayıcı şarkılar gelir pencerelerden Çırılçıplak kadınlar uzanmış yataklara Şehvetin başıboş aydınlığı içinden Bakarlar korkulu gözlerle karanlıklara
Nasıl da degişiyor kişi zamanla Güç o güç degil hız o hız degil İnançlar sarsılmış, umutlar yitik Bu kirli çag…
Şurada bir kapı olmalı Senin ölümsüzlüğüne açılan Bir kapı olmalı şurada Bulabilsem Kollarımın bütün gücüyle vuracağım Er geç sesimi duyuracağım…
Nasıl uçan bir kuş düşerse yere Yerde paramparça olursa kemikleri Yumuşacık tüyleri dağılırsaNasıl bir gül kurursa dalında Toprağa karışırsa yaprakları…
Önce gözlerin girer odamdan içeri Sonra ellerin, saçların dudakların Bir bir hatırlarım Her sabah senin olan ne varsa Yüzüm aydınlanır…
Bir zakkum bahçesi bir kan denizi, Yaşamak bildiğimiz, darmadağın. Sabırla işlemek ö………………..
Bir ışık yanıyor ortasında zamanın Rembrand’dan kalma bir eski resim bu deniz Şimdi bütün güzellikler köhne ve yalan sensiz Çaresiz…
Bütün denizlerin ayni limana çıkması neden? Neden gökyüzünun bu sinirsiz karamsarlığı? Yitirecek neyimiz var ki umutlarımızdan başka? Ve batacak başka…
Sen degiştin, resimlerin hiç degişmedi Nasıl seviyorum bilmezsin şu albümü Resimler yalancı degil, resimler olmuyor, Aslında acı olan şey; sevgilerin…
Nedense bütün resimlerde ben Böyle mahzun ve perişan çıkarım Hep böyle hayata kapalı durur Gülmesini unutmuş dudaklarım Artık canından bezmiş…