Bunları da Okuyun
Cumhuriyet Dönemi
İlk kundağın Ben oldum, yavrum; İlk oyuncağın Ben oldum.Acı nedir Tatlı nedir… bilmezdin Dilin damağın Ben oldum. Elinin ermediği Dilinin…
Seccaden kumlardı… Devirlerden, diyarlardan Gelip göklerde buluşan Ezanların vardı.Mescit mümin, minber mümin.. Taşardı kubbelerden Tekbir, Dolardı kubbelere “amin”! Ve mübarek…
Biz,kısık sesleriz…minareleri, Sen,ezansız bırakma Allahım! Ya çağır şurda bal yapanlarını, Ya kovansız bırakma Allahım! Mahyasızdır minareler…göğü de, Kehkeşansız bırakma Allahım!…
Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek; Dağlardan çektirilen, kalyonlar çekilecek; Kerpetenlerle sûrun dişleri sökülecek! Yürü; hâlâ ne diye oyunda, oynaştasın? Fâtih’in İstanbul’u…
Şehitler tepesi boş değil, Biri var bekliyor. Ve bir göğüs, nefes almak için; Rüzgar bekliyor. Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye;…
Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü, Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü, Işık ışık, dalga dalga bayrağım! Senin destanını…
Bir garip kimseydin bu şehirde, Sevmezdin her akşam içenleri, Ve kimse bilmezdi o zamanlar Düğüm düğüm aklından geçenleri Bir esmer…
Nerde tasa duymadan yaşadığım o günler Bereketin nerde Rabbim, rahmetin nerde Çavdar ekmeği yenen kerpiç evlerde Sorulan ben olurum. Kimse…
Gözlerin olmasaydı, beni ağlatmasaydı Alıp giderdim başımı uzak iklimlere yarın Hani bahar gelince pembe güller açar ya Senin de öyle…
Serdengeçti Osman Yüksel ağabeyime Ben doğuluyum! Eteği dumanlı, başı dumanlı Dağlarda doğmuşum Dağ çocuğuyum! Ben elleri toprak kokan bir babanın…
Anadolu, Anadolu, ah Anadolu! .. Bir yanında güzellik, incelik ve nur… Bir yanında bin yıldan beridir süregelen Toz-toprak, tezek, çamur……
Yalın ayaklarınla koştun mu tarla tarla Duydun mu çıplak toprağın, çıplak insanın yasını Ağlayan kadınlarla, ihtiyarlarla Yaşadın mı bir yağmur…
Ağgül’üm şimdi Sivas’ta Serin rüzgârlar eser… Rüzgârlar alıp gider ümitlerimi Ümitlerim gitti gider Ağgül’üm şimdi Sivas’ta sessiz, sedasız Boy verir…
İstanbul’da Üsküdar’lı bir kız var Bir tramvay durağında evleri Sarı kanaryalar, ak kanaryalar Öter balkonunda geceleri…Bulutsuz rüzgârlar gibi her sabah…
seni yaşadıktan sonra anladım bana sensin mahşer nuru, kol-kanat içimde şahlanıp duran huysuz at dizginsiz gemsiz değil! unuttum gözyaşı döken…
Ben Numanlar Köyü’nden Emine Bacı Yaşım belki doksanbir,belki seksensekiz. Ellerim ayaklarım buğdaylar kadar temiz Yaz gelince dibeklerde çaresiz Dövülen benim…
Benim de bir zamanlar sevdiğim vardı Beyaz dantel yakalı liseli bir kız. Bağlarda, bahçelerde, yaylalarda yeşeren Al karanfiller gibiydi aşkımız…Gülünce…
Bizim türkümüzde gurbet var artık. Hasret var, yürek var, toprak var balam Gönlümüzü sımsıcak alan topraklar Tiyan-Şan, Kadır-Gan Dağları’na dek…
Nasıl ağlamıştın öyle akşam sokaklarda. Birden nasıl büyümüştü içimde yerin? Japon türkülerine benziyordu gözlerin Sen japon türkülerini bilmezsin…Pişman oldum yaptığıma…
Söylenenlere inanma Ben sarhoş değilim korkma diyorum Bir mum gibi tek başına karanlıklarda yanma Uzaklardan çıkıp geldi aç kapıları artık…