Bunları da Okuyun

    Binbir Hayalınan Doğdum Anamdan Şiiri – Neşet Ertaş

    29 Aralık 2021

    Gerek (Bir Yiğit Haykırıp) Şiiri – Köroğlu

    29 Aralık 2021

    Vur Emri Şiiri – Abdurrahim Karakoç

    28 Aralık 2021

    Özdüşüm Şiiri – Özdemir Asaf

    29 Aralık 2021

    Asılmışların Gölgesinde Şiiri – Nurettin Durman

    29 Aralık 2021

    Bir Başka Şehirde Şiiri – Refik Durbaş

    21 Mart 2022

    Çılgar Şiiri – Metin Eloğlu

    29 Aralık 2021

    O Periyi Edelim Meclise Davet Gelsün Şiiri – Urfalı Şair Nâbi

    29 Aralık 2021

    Aydaki Adam Şiiri – Bülent Ecevit

    29 Aralık 2021

    Kırkikindi Yağmurları Şiiri – Necati Cumalı

    29 Aralık 2021
    Facebook Twitter Instagram
    Facebook Twitter Instagram
    Şiirhane
    • Anasayfa
    • Dönemler
      • Cumhuriyet Dönemi
      • Yedi Meşaleciler
      • Fecr-i Ati Topluluğu
      • Garipçiler (1. Yeni)
      • Halk Edebiyatı
      • İkinci Yeniciler
      • Milli Edebiyat
      • Öz (Saf) Şiir Dönemi
      • Tanzimat Edebiyatı (1. Dönem)
      • Tanzimat Edebiyatı (2. Dönem)
      • Tekke ve Tasavvuf Edebiyatı
      • Toplumcu Gerçekçi Şiir Dönemi
      • Servet-i Fünun Edebiyatı
    • Yabancı Şairler
    • Rastgele Şiir
    • İletişim
    Şiirhane
    Anasayfa»Sabahattin Ali»Bir Firar Şiiri – Sabahattin Ali

    Bir Firar Şiiri – Sabahattin Ali

    Sabahattin Ali- Sabahattin Ali
    Telegram VKontakte Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Email WhatsApp
    Paylaşın
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    İki candarma İdris’i aralarına almış götürüyorlardı.

    İdris ayaklarına basamayacak haldeydi. Candarmalar çok dövmüşlerdi, fakat seke seke yürümeye çalışıyordu.

    Bayram namazında İmamköy Camii’ni bastığını ve orada namaz kılanları soyduğunu en nihayet itiraf etmişti.

    Halbuki böyle bir şeyden haberi bile yoktu…

    Ne çare? .. Dayak bu… Her şeyi söyletir.

    En aşağı yedi sene yiyecekti.

    Seke seke yürüyor, ara sıra ayağı bir taşa takılıp sendeledikçe candarmaların birisi koluna yapışıyordu.

    Biraz yürüdükten sonra kendisine bir de sigara verdiler…

    Bunlar da aslında fena adamlar değildi… Fakat ne yapsınlar, vazife… Takibe çıkarken, -faili bulmadan gelirseniz gözüme görünmeyin! – diye yüzbaşı sıkı sıkı emirler vermişti. Köyü soyan çoktan kirişi kırmış olacağı için, ne yapıp yapıp fail bulmak lazımdı.

    İdris de zaten kaç senedir buralarda serseri serseri dolaşıyor, binbir türlü dalaverelere girip çıkıyordu.

    Birkaç kere de sigara kağıdı ve çakmaktaşı satarken yakalanmıştı.

    Asıl mühimi, köylü kendisinden şikayetçiydi. İlk zamanlarda rahmetli babasının -babası köyün imamıydı- hatırını sayanlar bile onun bu hallerini görünce kaybolmasını istemeye başladılar.

    İdris köyde kaldıkça candarmanın ayağı kesilmeyecekti.

    Bunun için candarmalar İdris’i yakalayınca, muhtarla köy bakkalı, İdris’i vakadan bir gün evvel İmamköy tarafına giderken gördüklerini söylediler…

    Bu kadarı yeterdi. Üst tarafını candarmalar söylettiler…

    İdris İmamköy Camii’ni bayram namazında nasıl soyduğunu anlattı..

    Şimdi İmamköyü’ne gidiyorlardı.

    İdris düşünüyordu; adamakıllı dalmıştı.

    Bu dakikada aklında, ne yediği dayak ne de yiyeceği yedi sene vardı. Onun zihnini büsbütün başka bir şey, başka bir düşünce dolduruyordu.

    Bu düşünce ona dayaktan ve hapisten daha acı geliyordu.

    Fazla işlemeye alışmamış olan kafası bir çare arıyor, bulamıyor, sıkıntısını, dışarıya fırlayan gözlerinde, yüzünün birbirine karışan sinirlerinde gösteriyordu.

    Düşündüğü şey şuydu:

    İdris dayak yerken, köyü soyduğunu söylemişti. İş bu kadarla bitmiyordu. Deliller de lazımdı. Bunun için paraları ve gümüş saatleri nereye koyduğunu söylemek icap ediyordu.

    Ne parası? Ne gümüş saati… Hatta ne soygunu? .. Fakat söylemek lazımdı… Sopa, dipçik ve tekme dayanılır gibi değildi. Beyni kafasından fırlayacak gibi oluyordu: Ne söylesin?

    -İmamköyü’nü ben soydum! – demek kolay… Fakat paralarla gümüş saatleri meydana çıkarmak zor…

    Hem çok zor…

    Değnekler, tekmeler, dipçikler kalkıp iniyordu. Bayılacak gibi oldu. Gözleri karardı. Elini hafifçe kaldırdı:

    -Diyivereceğim! – dedi.

    Candarmalar bıraktılar. Yüzüne su serptiler. Bir sigara verdiler. O zaman İdris ilk aklına gelen ismi söyledi:

    -Paralar İmamköyü’nde kahveci Süleyman Ağa’da! – dedi.

    Dayak kesilmişti. İdris’in de o zaman düşündüğü yalnız buydu. Fakat İmamköyü’ne doğru yola çıkınca büsbütün başka şeyler düşünmeye başladı. -Yandı garip Süleyman Ağa! – dedi

    Süleyman Ağa, kendi köyünde olsun, İmamköyü’nde olsun, ona hala yardım eden bir tek kişiydi. Kahvesinde yatacak yer verir, ona nasihat falan ederdi.

    Nereden aklına evvela bu zavallının ismi gelmişti? ..

    Şimdi candarmalar, hiçbir şeyden haberi olmayan ihtiyarı yatıracaklar ve döveceklerdi. Gebertinceye kadar döveceklerdi.

    Süleyman Ağa: -Bilmiyorum! – diyecek, binbir türlü yemin edecek, fakat dayağı yiyecekti. Titrek sesiyle yalvaracak, anlatmak isteyecek, kıvrım kıvrım kıvranacak, fakat dayağı yiyecekti.

    Ak sakallı ihtiyarın, sakallarından yaşlar akarak ağladığını görür gibi oldu. İhtiyarın iki kat olmuş beline tekmelerin, dipçiklerin indiğini görür gibi oldu. Beyaz, gür kaşların altında, feri kaçıp dışarı fırlayan iki gözün kendisine dikildiğini, -beğendin mi ettiğini, İdris! – demek isteyerek baktığını görür gibi oldu.

    Beline tekrar bir dipçik yemiş gibi inledi.

    Candarmaların biri ona yandan bir göz attı… Sonra bir sigara daha çıkarıp verdi…

    İdris sigarayı göbeğinin üzerinde sallanan kelepçeli elleriyle yakalayarak ağzına götürdü. Sıkı sıkı bir iki nefes çekti.

    Beş on adım daha gittiler…

    Sigara İdris’in ağzından düştü…

    A-ah… Bunu yapamayacaktı…

    Karşıdan İmamköy görünmüştü… Evvela bir iki uyuz ağaç, sonra birkaç kerpiç ev… Beş on çıplak çocuk…

    Yüz adım daha… Sonra köye geleceklerdi… Ve Süleyman Ağa.

    İdris etrafına bir bakındı… Şosenin sağ tarafı fundalıktı. Candarmalara baktı: Silahları ellerinde gidiyorlardı.

    Bir sıçradı, hendeğin öbür tarafına atladı, düştü, tekrar kalkarak fundalıkta koşmaya başladı. Candarmalar -şırrak- diye mekanizmaları açıp kapadılar, ondan sonra iki tok ses… Havada kısa ve keskin bir vınlama oldu, İdris olduğu yere yıkıldı.

    Candarmalar yanına koştular. Ağzından ince bir çizgi halinde kan geliyordu. Gözlerini açtı: -Süleyman Ağa’nın bir şeyden haberi yok…- dedi: Başı yana düştü. Ağzından tekrar ve çok kan geldi. Tekrar gözlerini açarak: -Benim de…- dedi.

    Gözlerini bir daha kapayamadan hafifçe gerildi. Olduğu yerde dimdik kaldı.

    1933

    Bir Firar Şiiri - Sabahattin Ali Bir Firar Şiiri - Sabahattin Ali şiiri Sabahattin Ali şiirleri
    Paylaşın Telegram VKontakte Facebook Twitter Tumblr WhatsApp

    Yazarın Diğer Şiirleri

    Üzüntülüydüm Şiiri – Sabahattin Ali

    Kurbağanın Seranadı Şiiri – Sabahattin Ali

    Tasavvur Şiiri – Sabahattin Ali

    Kırlangıçlar Şiiri – Sabahattin Ali

    Kürk Mantolu Madonna Şiiri – Sabahattin Ali

    Köprünün Geceleri Şiiri – Sabahattin Ali

    Bunları da Okuyun

    Uykusuz Şiiri – Ahmet Selçuk İlkan

    28 Aralık 2021

    Fal Şiiri – Özdemir Asaf

    29 Aralık 2021

    Her Şey Yerli Yerinde Şiiri – Ahmet Hamdi Tanpınar

    29 Aralık 2021

    Nokta Şiiri – Özdemir Asaf

    29 Aralık 2021
    Bizi Takip Edin
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    Çok Okunanlar
    Abdurrahim Karakoç

    Bayramlar Bayram Ola – 6 Şiiri – Abdurrahim Karakoç

    Abdurrahim Karakoç

    Alem-i İslam’a rahmet su gibi Aksın bayram olsun bayramlarınız. Evleriniz cennet kokusu gibi Koksun bayram…

    Bugün Ben Bir Güzel Gördüm Şiiri – Erzurumlu Emrah

    29 Aralık 2021

    Haberci Şiiri – Necip Fazıl Kısakürek

    28 Aralık 2021

    Savunmalar 1 (Malatya Davasından) Şiiri – Necip Fazıl Kısakürek

    28 Aralık 2021
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Şiirsiz kalmayın!

    İletişim: [email protected]

    Şiirler

    Yıldız Boklarıdır Üşüşür Şiiri – Enver Gökçe

    29 Aralık 2021

    Arapça Seci‘li Sözleri 9 Şiiri – Aziz Mahmud Hüdayi

    29 Aralık 2021

    Ot Şiiri – Alain Bosquet

    29 Aralık 2021
    Etiketler
    Aziz Mahmud Hüdayi şiirleri Necip Fazıl Kısakürek şiirleri Agah şiirleri Karacaoğlan şiirleri Ruhsati şiirleri Pir Sultan Abdal şiirleri Abdurrahim Karakoç şiirleri Ahmet Selçuk İlkan şiirleri
    Facebook Twitter Instagram
    • Anasayfa
    • İletişim
    © 2026 Şiirhane.
    Tüm hakları edebiyatın birbirinden kıymetli şairlerine aittir.

    Aradığınız şair veya şiirden birkaç kelime yazın.