Bunları da Okuyun

    Özmü Zulmete Salmanam Şiiri – Pir Sultan Abdal

    29 Aralık 2021

    Üç Adamın İşi Zor Şiiri – Mahzuni Şerif

    29 Aralık 2021

    Gün Olur Ki Şiiri – Cahit Sıtkı Tarancı

    29 Aralık 2021

    Yazıt Şiiri – Ahmet Ada

    29 Aralık 2021

    Terkib-i Bend -IV- Şiiri – Ziya Paşa

    29 Aralık 2021

    Menziller Şiiri – Cahit Zarifoğlu

    29 Aralık 2021

    Alıcı Kuş Şiiri – Arif Damar

    29 Aralık 2021

    Teşhis Şiiri – Abdurrahim Karakoç

    28 Aralık 2021

    Kalksa Kısmet Burdan Gitse Şiiri – Hodlu Noksani

    29 Aralık 2021

    Su Şiiri – Özdemir Asaf

    29 Aralık 2021
    Facebook Twitter Instagram
    Facebook Twitter Instagram
    Şiirhane
    • Anasayfa
    • Dönemler
      • Cumhuriyet Dönemi
      • Yedi Meşaleciler
      • Fecr-i Ati Topluluğu
      • Garipçiler (1. Yeni)
      • Halk Edebiyatı
      • İkinci Yeniciler
      • Milli Edebiyat
      • Öz (Saf) Şiir Dönemi
      • Tanzimat Edebiyatı (1. Dönem)
      • Tanzimat Edebiyatı (2. Dönem)
      • Tekke ve Tasavvuf Edebiyatı
      • Toplumcu Gerçekçi Şiir Dönemi
      • Servet-i Fünun Edebiyatı
    • Yabancı Şairler
    • Rastgele Şiir
    • İletişim
    Şiirhane
    Anasayfa»İbrahim Tenekeci»Susma Durağında İnecek Var! .. Şiiri – İbrahim Tenekeci

    Susma Durağında İnecek Var! .. Şiiri – İbrahim Tenekeci

    İbrahim Tenekeci- İbrahim Tenekeci
    Telegram VKontakte Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Email WhatsApp
    Paylaşın
    Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

    Madem şu çiğdemin bir fikri; şu serçenin özel eşyası; şu taşın yarına kalma kaygısı yok, bunların hiçbiri bende de olmasın… Diye çok düşündüm.

    Hatta kendimce birtakım kararlar bile aldım.

    Ama olmuyor. Bir yandan yazdıklarım vasıtasıyla fikir beyan ediyor, bir yandan olmadık şeylerin koleksiyonunu yapıyor, bir yandan da yarına daha fazla kalabilmek için tüm gücümle şiire abanıyorum.

    Özlediğim veya heves ettiğim dünya ile içinde bulunduğum dünya arasında, kabul etmek gerekir ki, dünya kadar fark var.

    Doğrudur, bir otun bile iddiası vardır. Fakat bunu asla dile getirmez.

    Doğrudur, havaya attığımız taş bile tekrara düşmez. Bir kar tanesi bile kendini tekrar etmez.

    Ama biz ederiz.

    Çocukluğumun sokağında, küçükler suyun, yetişkinler ekmeğin, büyükler de ölümün sözünden hiç çıkmazdı.

    Bir de ‘ciddiyet’in sözü tutulurdu.

    Çocukluğumun sokağında, insan olmanın ilk şartı, temiz olmaktı. Temiz olmayan, bozuk demekti. Evi dağıtıp kirlettiğimiz vakit, annemiz, “evi bozmayın” diye seslenirdi. Kirletmeyin değil, bozmayın…

    O zamanlar, dünya hatır üzerine kuruluydu. Sadece annemizin ve babamızın değil; ağaçların, çiçeklerin, kuşların, suların da üzerimizde hatırı vardı. Ve bu hatır, her daim gözetilirdi.

    Yine, başkalarına haksızlık yapılarak hak aranmazdı.

    İnsanımız akli dengesini, ülkemiz ise adli dengesini henüz kaybetmemişti.

    Devlet, “Lütfen kasaya doğru ilerleyiniz” demezdi.

    Sonra devir değişti. Çok hızlı değişti hem de…

    “Para benim için ikinci planda” diyenler gitti, yerine hesap makinesine benzeyen insanlar geldi.

    İnci Enginün Hanım, “Nakit paranın önem kazanması, emek ve gayreti yenmiştir” diye yazmıştı. Yenilen sadece bunlar değildi tabii.

    Kaç zamandır, “Ölümün hiç dostu yok, benim niye olsun” diye düşünüyorum. Daha doğrusu, düşünmeden edemiyorum.

    Modern zamanlar, uzakları yakın kıldı.

    Buna karşılık, en yakınımızdaki şeylerin uzağına düştük.

    Sadece şu veya bu gıdanın değil, artık insan ilişkilerinin bile raf ömrü oldu. Her insanın son kullanma tarihi var. Çünkü insanlara insan olarak değil de, imkân olarak bakılıyor.

    Şurada veya burada, bir avuç insan olarak, siyah beyaz bir gazete sayfasında yayınlanmış kırmızı güller gibiyiz.

    Kırmızı olmasına kırmızıyız. Veya pembe. Fakat gazeteyi eline alıp bakanlar, haklı olarak, bunu görmüyor, bilmiyor.

    Bir anlamda, herkesin rengi kendine gibi bir durum ortaya çıkıyor.

    Bundan dolayı olsa gerek, yazdıklarımız bir yere değmiyor, bir şeyi harekete geçirmiyor. Maalesef bu böyle…

    Müzikte, “susma durağı” diye bir şey var.

    Oraya gitmeye ne dersiniz?

    İbrahim Tenekeci şiirleri Susma Durağında İnecek Var! .. Şiiri - İbrahim Tenekeci Susma Durağında İnecek Var! .. Şiiri - İbrahim Tenekeci şiiri
    Paylaşın Telegram VKontakte Facebook Twitter Tumblr WhatsApp

    Yazarın Diğer Şiirleri

    Berhayat Şiiri – İbrahim Tenekeci

    Başka Bildiklerimiz Şiiri – İbrahim Tenekeci

    Foto Ali Şiiri – İbrahim Tenekeci

    Barut Hakkı Şiiri – İbrahim Tenekeci

    Bir İç Kanama Gibi Sessiz Ve Derin Şiiri – İbrahim Tenekeci

    Kapalı Mekân Şiiri – İbrahim Tenekeci

    Bunları da Okuyun

    Heykelin Düşü Şiiri – Sedat Umran

    29 Aralık 2021

    Aşk Çocuğu Şiiri – Can Yücel

    28 Aralık 2021

    Kırılan Bir Zincir Sevincinde Şiiri – Adnan Yücel

    29 Aralık 2021

    Bildiğim Bir Şarkı Var Şiiri – Ümit Yaşar Oğuzcan

    28 Aralık 2021
    Bizi Takip Edin
    • Facebook
    • Twitter
    • Instagram
    Çok Okunanlar
    Ahmet Ada

    Kanto XXIX Şiiri – Ahmet Ada

    Ahmet Ada

    Bir yalnızlık süresiyim ağrılı Suyu çekilmiş bir dereBen nereye bakıyorum galiba denize Bir kapı kapanıyor…

    Dîvân-ı İlâhîyât 5 Şiiri – Aziz Mahmud Hüdayi

    29 Aralık 2021

    Yâre Bir Ben Gerek Şiiri – Karacaoğlan

    29 Aralık 2021

    Çerkez Ali Şiiri – Ataol Behramoğlu

    28 Aralık 2021
    Hakkımızda
    Hakkımızda

    Şiirsiz kalmayın!

    İletişim: [email protected]

    Şiirler

    Son Yalnız Şiiri – Cahit Irgat

    29 Aralık 2021

    Kahpe Felek Benim Nerde Şiiri – Seyrani

    29 Aralık 2021

    Çıplak Şiiri – Yannis Ritsos

    29 Aralık 2021
    Etiketler
    Pir Sultan Abdal şiirleri Karacaoğlan şiirleri Agah şiirleri Aziz Mahmud Hüdayi şiirleri Abdurrahim Karakoç şiirleri Necip Fazıl Kısakürek şiirleri Ruhsati şiirleri Ahmet Selçuk İlkan şiirleri
    Facebook Twitter Instagram
    • Anasayfa
    • İletişim
    © 2026 Şiirhane.
    Tüm hakları edebiyatın birbirinden kıymetli şairlerine aittir.

    Aradığınız şair veya şiirden birkaç kelime yazın.